“On tane Atatürk gelse ne olacak, taban kalmadı ki.”

Tür : Röportaj Tarih : 5 Haz 2015, Cu 19:06 4190 Görüntülenme 0 Yorum
etiketler :
Aynı adı taşıyan ve kendisini anlatan kitap sayesinde “Türk Ayştaynı” lakabıyla popüler tanınırlığını artıran Oktay Sinanoğlu, bilim dünyasının yakından tanıdığı bir isim. Sinanoğlu’nun bilimsel çalışmalarının yanı sıra üstlendiği çok önemli bir misyon var: Türkçe eğitimin öneminin anlaşılması ve vurgulanması. Ona göre ortaöğretimde yabancı dilde eğitim verilmesi, Türkiye’yi yok etmeye çalışanların planının bir parçası. Sinanoğlu bu oyunu bozmak için yurdun dört bir yanında konuşmalar yaparak ve düşüncelerini içeren kitaplar yazarak “okumuş” genç nüfusu bilinçlendirmeye çalışıyor.

Aynı adı taşıyan ve kendisini anlatan kitap sayesinde “Türk Ayştaynı” lakabıyla popüler tanınırlığını artıran Oktay Sinanoğlu, bilim dünyasının yakından tanıdığı bir isim. Sinanoğlu’nun bilimsel çalışmalarının yanı sıra üstlendiği çok önemli bir misyon var: Türkçe eğitimin öneminin anlaşılması ve vurgulanması. Ona göre ortaöğretimde yabancı dilde eğitim verilmesi, Türkiye’yi yok etmeye çalışanların planının bir parçası. Sinanoğlu bu oyunu bozmak için yurdun dört bir yanında konuşmalar yaparak ve düşüncelerini içeren kitaplar yazarak “okumuş” genç nüfusu bilinçlendirmeye çalışıyor.

Kadıköy, herhangi bir günün herhangi bir saati hep aynıdır. Belki bazen az biraz daha kalabalık ya da az biraz daha tenha. Ama tıpkı İstiklal Caddesi’nde olduğu gibi sokaklar her daim insanlarıyla cıvıl cıvıldır. Mağaza vitrinlerinin önü ufak birer istasyon haline gelir bu trafikte. Kafeler, yemek mekânları ise sahibinin somurtmasına yol açmayacak kadar işlektir. Kadıköylü’nün yüzü genelde asık değildir zaten. Moda’dan yokuş aşağı akıp gelen eski İstanbul ruhu, barlar sokağı Kadife’den kabarıp köpüren genç enerji ve orta yaşlı Kadıköy müptelalarının bilge sakinlikleriyle birleşince oluşan semt aurasıdır bunun müsebbibi. Kadıköy’ün yalnızca mektup adresi değil, bir müptelalık olduğunu bilen bu orta yaşlı kesim sayesindedir ki, “Kadıköy sakini”, sakin kelimesinin iki anlamının da hakkının verildiği bir tabir haline gelmiştir.

Kadıköy’ün böylesine sıradan bir gününde bir çay içmek için kapısından girdiğiniz kafelerden birinde ona her an rastlayabilirsiniz. En arkada, köşedeki kare şekilli masif masada, sessiz sakin önündeki deftere bir şeyler karalayan, bembeyaz pamuksu ve kabarık saçlarıyla akla hemen kendilerini son icatlarına adamış bilim adamlarını getiren bir adam. O kadar soyutlamıştır ki kendisini, artık kendisini tanıyan çalışanlar getirip masasına bırakmasa, ne bir damla su içmek, ne de bir lokma bir şey yemek aklına gelecektir. Dünyanın tanıdığı Oktay Sinanoğlu’yla belki aynı mekânı siz de paylaştınız ama muhtemelen bunun farkında bile olmadınız.

300 yılın en genç profesörü…

Batı dünyasının son 300 yıldır çıkardığı en genç profesör olmak. Bunu Kansaslı, Washingtonlu ya da New Yorklu Coni değil, Yale Üniversitesi’nden 26 yaşında bir Türk başarıyordu. TED’in Yenişehir Lisesi’ni 1953’te birincilikle bitirdikten sonra çok istemeden de olsa yurtdışına eğitim görmeye giden Sinanoğlu bu başarısının nedenini yalnızca kendi zekâsıyla açıklamıyor. Ona göre ortaokul ve liseyi o dönemde dünyadaki en iyi orta eğitimin verildiği Türkiye’de okumuş olması en önemli etken.