Medya özgürlüğünü kim ister ve KKTC örneği

Tarih : 12 Eki 2011, Ça 22:34

Medya özgürlüğünün gelişimi, özellikle son onyıllarda ilginç bir seyir izliyor. Bir yandan (özellikle yasal düzenlemelerle) özgürlüğün sınırları geliştiriliyor, öte yandan yeni ekonomik-politik olgular bu özgürlükleri sınırlıyor. Yoğun ticarileşme ve tekelleşme, gazetecilik mesleğinin demokratik yaşamla ilişkisini azaltırken, siyasi iktidarlar da medya özgürlüğünü kısıtlayan karmaşık ve sinsi yöntemler geliştiriyorlar. Bu yüzden, demokrasiyi kurumsallaştırmış ve içselleştirmiş ülkelerde bile “medya özgürlüğü tartışmaları” bitmek bilmiyor. Aslında bu bir bakıma bize, medya özgürlüğünün, “ulaşılacak bir hedef” değil de “bitmeyecek bir dava” olduğunu(olması gerektiğini) gösteriyor. Medya özgürlüğü, çoğulcu demokratik yaşamın vazgeçilmez bir unsuru ise onu geliştirmek, uygulanmasını talep etmek, kısıtlayıcı unsurlara karşı mücadele vermek, toplumsal dinamiklerin önemli bir derdi olmalı.

Özgürlükler kağıda yazılabilir, ama onu talep eden olmadığı sürece yaşama geçemez. Medya özgürlüğü de öyle. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti(KKTC), medya özgürlüğü açısından fazlasıyla problemli bir yapıya sahip. Bir yandan medya özgürlüğünü müjdeleyen, oldukça elverişli anayasa maddeleri, öte yandan İngiliz sömürge döneminden kalma basın ve ceza yasaları. Bir yandan herkesin herşeyi söyleyebildiği, yazabildiği bir görüntü, öte yandan yurtaşın basit, çıplak bir bilgiyi öğrenmesini, istediği anda engelleyebilen mekanizmalar. Bunlara bir de medya özgürlüğü ve yurttaşın bilgi edinme hakkınının demokratik yaşam açısından önemini anlamayan veya içselleştiremeyen siyaseti eklersek tabloyu tamamlarız.

Aslında KKTC’de medya özgürlüğünü savunmayan yok, kavram siyaset dünyasının vazgeçilmez motifidir. Siyasi gruplar, rakiplerinin medya üzerindeki baskılarını, yandaş medya yaratma çabalarını sürekli protesto eder. Ama ayni siyasi gruplar, ayni olanakları ele gecirdiklerinde benzer şekilde kullanmaktan kaçınmazlar. Medya özgürlüğünün yurtaş hakkından çok kendi hakları olduğuna inanırlar. Bu yüzden de medya özgürlüğünü geliştirecek kalıcı adımların atılmasına yanaşmazlar. Sadece siyasi gruplar değil, diğer toplumsal dinamikler de aşağı yukarı siyasiler gibi davranınca, medya özgürlüğü, güvencesiz, sahipsiz bir kavram olarak ortada kalır. Potansiyel olarak, medya özgürlüğüne sahip çıkacak unsurları tek tek incelersek sorunu daha iyi anlarız.

Yurttaşlar: Kıbrıs’ın kuzeyinde çok partili yaşam başlayalı henüz 35 yıl oldu. Köklü bir demokrasi kültüründen sözedilemez. Yurtaşlar, siyasetin dışta olduğu gibi içte de iradesiz olduğunun farkında. Yine de Medya özgürlüğünün öneminin farkında olan bir yurttaş kesiminden sözedilebilir. Ancak bu kesim (dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi) etkili, bütünsel bir güç olarak medya özgürlüğü için ağırlığını koyacak durumda değil. Yurttaşın rolünü, partiler ve sivil toplum örgütleri aktardığı oranda görebiliriz.

Sivil Toplum Örgütleri: Özellikle kamuda örgütlü sendikalar, KKTC iç siyasetinde önemli bir rol oynarlar. Ancak medya özgürlüğü konusunda kısır bir tutumun önüne henüz geçemediler. En önemli talepleri, kendi duyuru, bildiri ve açıklamalarına, gazetelerde, radyo-tv haber bültenlerinde yeterince yer verilmesi. Bunun ötesinde medyanın yapısal sorunlarını çözecek, özgürlükleri güvenceye alacak girişimlere önem vermediler. Kendi açıklamalarının yayınlanmasını yeterli gördüler. Sendikalar dışındaki diğer STÖ’lerin tutumları da çok farklı değil.

12